swan, nature, fog-3161142.jpg

küçük ölüm

Bir süredir kapının girişinde durmuş onu seyrediyorum. Hızlı adımlarla mikrofona doğru ilerleyişine, bir basamak oluşturan yükseltiye sıçrayışına bakıyorum. Üstünde siyah bir gömlekle pantolon var. Pantolonu bedenini sarıyor. Hâkî ince ceketi havalandıkça dikkatimi çeken kalça kemikleri. Gömleğinin birkaç düğmesini açık bırakmış. Işık omuzlarında, tüysüz göğsünde, bedeninin her yerinde. Salonun ortasında parıl parıl parlıyor. 

Herkes sessizce bekliyor. Söze başlamasıyla birkaç kadın kıkırdıyor önce. Ardından bütün salonu bir sıcaklık sarıyor. Kıpır kıpır, yerinde duramayan, fısıldayan bir kalabalık var şimdi. Kahkahalara katılmıyorum. Yüzümdeki gevşek bir gülümseme sadece.  Selamlaştığımızda yanağıma kondurduğu hafif öpücük aklımda. Şöyle değdi değmedi, nemli bir öpücük.  Dudağını aynı noktada belli belirsiz gezdiriyor.

İçeriye doğru ilerliyorum. Bütün sandalyeler dolu. Duvara yaslanıyorum. Gözlerimi kapatıyorum bir an. Sesi kulağımda. Ne dediğini anlamıyorum. Sersemlemiş gibiyim. Aniden adımı söylüyor. Benim adımı. Derin bir uykudan uyanıyorum sanki. Bana bakıyor.  Gülümserken ela gözlerini, nerdeyse, göremiyorum. İyice çekilmiş.  Şiirimin onu baştan çıkardığını söylüyor. Önünde engel olan arzu, diyor. Yasak olan, reddedilen, ulaşamayacağımız bir yerden parlayan. Tarif edilemez olanı anlattığım konusunda hemfikir olunacağından söz ediyor. Kızarıyorum.

Dikkatini çektim. Nadide ve saf cömertliğine minnettarım. Dil dünyasına konuk oldum onun. Gittim onu buldum, o da beni buldu. Konuşurken biriyle diğerini tutan eline minnettarım. Sağ elini sol eline alışına. Yukarı kaldırışına ellerini. Ellerine…

Elleri gömleğimden içeri kayıyor. Yüzü yüzüme yanaşmakta. Soluğu soluğumda. Ürperiyorum.  Üstümdeki pötikareli ceketin kolundan bir çekişte kendimi kurtarıyorum. Katlayıp koluma asıyorum onu. Saç diplerime kadar terliyim.  Elimin biri ceketimin üstünde. Bir süre kararsız parmaklarıma kendimin değilmiş gibi bakıyorum. Sonra yine ona çeviriyorum gözlerimi. Hareketlerini takip ediyorum.

Buraya ikinci gelişimde gördüm onu. Bir şiirle ilgili ürkek ürkek konuştuğumda gülümsedi ilkin.  Sakallarının arasına karışmış dolgun kırmızılık genişledi.  Kumral seyrek saçlarına, alnına, elmacık kemiklerine baktım tek tek.  Ellerine sonra. Bakışım hem doğal bir bakış süresinden iki kat fazlaydı hem de aceleci, kısacık…

Şiirler okundu, konuşma bitti. Tek vücut olmuş grup bir anda çözüldü, hareketlendi. Oturabilir artık. Etrafını kadınlı erkekli kalabalık sardı hemen. Hararetli hararetli anlatmaya devam ediyor. Kalabalığa karışmıyorum. Dairenin birkaç adım dışındayım. İlgimi uyandıran şeyler düşünülmemiş olanlar, dediğini duyuyorum.  Soru soranların, elindeki kâğıdı uzatanların gözlerinin içine bakıyor. Çevresinde hale olanlar sıranın kendisine gelmesini bekliyor. Gözünün içine baka baka onlarla konuşsun diye.

  İnce topuklarının tıkırtısına karışmış göz alıcı bir kadın salona giriyor o ara. Dosdoğru halkanın ortasına yürüyor. Onun dibinde duruyor. Omuzuna koyuverdiği eli de kahkahası da pervasız.  Şiirimi duyurduğum adam başını kaldırıyor, kadına bakıyor. Gözleri ışıklı. Ayaklanıyor. Öpüyorlar birbirlerini. Kadının ateş kırmızı rujunun izi yanağına geçmiyor.

Duvar dibine çekiliyorum yine.  Karnımda belli belirsiz bir ağrı. Nefes borumu hissediyorum. Daralıp genişliyor. Kadının davetkâr topuklarının yankılana yankılana uzaklaştığını duyuyorum. Kapının girişinde onu bekliyor. Bir an bakıp başımı çeviriyorum. Bir göz vuruşuyla dağılabilirim.  

Yorgun gibiyim. Bir sandalye bulup oturuyorum. Kaç dakika geçtiğinin farkında olmadan. Burnumun dibinde keskin kahve bir kokusu. Hevesle kokuya dönüyorum. Ufak tefek, omuzları dar bir adam en sevimli haliyle kahve kupasını uzatıyor. Öylece dikilmiş, beklemekte. Kahve içer misiniz, diyor. Sesi duvarların arkasından geliyor gibi. Saçları, gömleğinin deseni sinirime dokunuyor, en sevimli ifadesi de…  Teşekkür ediyorum. Almıyorum kahveyi. Uzaklaşıyor.

Salonun yarısı boşaldı. Sorular bitmiyor. Kahveyi getiren adam biraz ötedeki bir sandalyeye oturmuş. Yüzü tam olarak bana dönük değil. Konuşmalara kulak kabartmış gibi görünüyor. Kaçamak bakışlarını yakalıyorum ara ara. Göz alıcı kadın hâlâ kapının girişinde, ayakta.  Aynı duygu durumunda sabitlenmiş.  Cilalanmış bir biblo gibi.  Sağ elinde kahverengi bir kahve kupası tutuyor.   

Adımı işitiyorum yeniden. Onun sesinden. Birisi adımı sormuş. Cevaplıyor. Sesi rengarenk.  Yaydığı renkler bedenimi sarıyor. Çılgınca bu. Gözlerim yarı açık. Salon bir uğultunun ve sisin arkasında artık. Parmak uçlarım ağzımda. Dudakları ensemde geziniyor.  Elleri boynumda. Ansızın, bir hamleyle kalçalarıma iniyor. Çaresiz göğsümü, göğsüne bastırıyor. Tenini hissediyorum. Belindeki ürperişi. Şaşkın, kararsız parmaklarla kurtulmam mümkün mü bu hücumdan? Yakalanıyorum ona, birlikte ölüyoruz