ÖYKÜLER & YAZILAR

Öykü

Payıma Düşen

Hiçbir şeyden emin olmamaya o gün karar verdim. Ne hayal gücüm yaşadıklarımla doymuş ne kargaşa bitmişti. Hayat benimle oynamaya devam etmek istiyordu. Eğlenceye katılmadığımı fark edince oyunun içine aniden itivermişti beni. Olup biteni başkasından duysaydım, kendimi tutamayıp gülerdim. İşin içinde kendim olunca her şeyin rengi değişiverdi. Payına düşenin çürümesine beyhude direnen bir trajedi kahramanıydım o gün.

Güm, diye bir ses gelmişti. Sanki koskocaman bir taşı fırlatmışsın. Birkaç kez daha duydum aynı sesi. İlki kadar kuvvetli değildi. O sırada telefonla konuşuyordum. Birtakım zırvaları dinliyordum, demek daha doğru. Kenti dönüştürüyorlarmış. Beni mi dönüştüreceklermiş yoksa? Tam ağzının payını veriyordum ki bir gümleme daha… Bu sefer ortalık yıkıldı sandım. Alelacele kapattım telefonu, salona doğru seğirttim. Baktım, balkon kapısı aralık. Hem tozlu bir rüzgâr hem yerdeki dallarla yapraklar içeri dolmaya çalışıyor. İki elimle kavradım kolu, kapıyı güçlükle ittim. Bir an kapanır gibi oldu, ardından hemen açıldı. Kolu yukarı doğru iyice kaldırıp aynı şeyi denedim; aşağıya, yukarıya oynattım. Balkon tarafındaki kol yere düştü. Bugüne kadar ortak bir varoluşu paylaştığım kapı, benim kapım, bana ihanet mi ediyordu yani? Kilidin diline, karşılığına aval aval baktım. Anlayabildiğim tek şey birbirine kavuşamadıklarıydı. Menteşeleri mi yerinden oynatmalıydım? Belki de yapmam gereken dilin yuvasını yonta yonta bir güzel oymaktı. Olmadı; sıkıştırmak, büzmek, ufacık hale getirmek. Hiçbir şey yapamadım tabii. Nefes alışverişlerim sıklaşıp çarpıntım başlayana kadar uğraştım kapıyla.

Devam etmek için tıklayın...

Öykü

Kaçamak ışıklar

Yenal bir süredir dirseğinin birini gövdeme dayamış, diğer eli kalçasında konuşuyor kadınla. Daha ne kadar devam edecek, bilmiyorum. Bir an önce karşısına geçip otursa iyi olacak. Böyle durması sinirime dokunuyor, gittikçe daha çok abanıyor üzerime. Nasıl olsa kafasına da avucunun içinde rahat bir yer bulmuş. Ne o? Beni duydu galiba, bir hareketlenme oldu. Kapağımı açıyor, kalın parmaklı hoyrat eli içime doğru uzanıyor, ne zaman böyle yapsa ortalık birbirine girer. Su şişesine uzandı. Raflar biraz ferahlayacak, demiştim; yanılmışım. Alırken dikkatliydi bu kez, yine de birkaç damla sebzeliğimin önünde birikti.

Ev bir süredir sessizdi ama böyle devam etmeyeceğini biliyordum. Haftada, on beş günde buranın havası değişiyor, artık alıştım. Uykuyla uyanıklık arasında sürekli düşüncelere dalmak pek zevkli değil zaten. Gelen giden olmadı mı günleri, geceleri saymaya başlıyorum; tek kelime duymamak içimi sıkıyor. Sessizliği sevmem. Boşluk korkutur beni, boşluğa ait sessizlikten bu nedenle nefret ettiğimi bile söyleyebilirim. Tükürük misali etrafa saçılan, azap veren kelimeler, cümleler değil aradığım; derinliği olan, nadir bulunan, bilgece söylenmiş olanlar. Doğanın söylediklerini severim. Çığlık çığlığa uçan martıların sesine kulak veririm; kırlangıçları, kumruları dinlerim. Kargalar birliğinin korosu müthiştir. Rüzgâr, dalgalar, yapraklar durmadan konuşur.

Devam etmek için tıklayın...

Öykü

Yarınsız

Akın, dolabın kapağını açar açmaz gördü onu. Tiftiklenmiş, rengini kaybetmiş paltolardan birinin cebinden sarkmıştı. Seyfi’nin paltosuydu bu. Böyle pas tutmuş demir rengindeki onundu. Elini tedirginlikle uzattı, cüzdana şöyle bir dokunuverdi. Hemen geri çekti. Kalp atışları üst üste asılı duran eskimiş giysi kalabalığını aşarak kulağında çınladı. Bir an tereddüt etti. Sonra, boyaları yer yer aşınan, camsız kapıya yürüdü son hızla. Meyhanenin gündüz vakti lamba yanan tuvaletinde yüzünü yıkadı. Çürümüş tahta kokusu vardı içeride, hissetmedi. Biraz oyalansa iyi olacaktı. Sinirleri bozulmuştu.

Mutfağın kapısındayken Seyfi bitiverdi yanında. “Ali abi seni soruyordu.” dedi. Akın, afalladı bir an. Cevap vermeden mutfağa daldı. Ne yapacağını bilemez halde dikilirken, balıkları ızgaraya atan Ali Usta seslendi. Aval aval bakıyor diye kızıyor, domatesleri dilimlemesini söylüyordu. Yüksek ateşte harlayanların, kısık ateşte demini ala ala pişenlerin birbirine karışan buharı arasından gördü Ali Usta’yı. Metin’e baktı, peynir kesiyordu. Dalgındı. Tıraşı uzamış, omuzları düşmüş gibi geldi Akın’a. Kesme tahtasını asılı olduğu yerden aldı. Domatesler tezgâhın üstündeydi, bıçak da yanı başında. İşe koyuldu. Dikkatini elindeki keskin bıçağa vermeye çalıştı. Ayağının yakınında dolaşan bir karaltı fark etti birden. En fazla bir adım vardı aralarında. Biraz izledi, bir şeye benzetemedi. Üzerine basmak için ayağını kaldırdı. Ayağı havada kaldı, indirdi sonra. Karaltı büyüyüp küçülüyor, şekilden şekle giriyor gibiydi. Eli ayağına dolaştı; sırtı, yüzü soğudu. Karaltı gözden kayboluverdi.

Devam etmek için tıklayın...

Öykü

Küçük Ölüm

Bir süredir kapının girişinde durmuş onu seyrediyorum. Hızlı adımlarla mikrofona doğru ilerleyişine, bir basamak oluşturan yükseltiye sıçrayışına bakıyorum. Üstünde siyah bir gömlekle pantolon var. Pantolonu bedenini sarıyor. Hâkî ince ceketi havalandıkça dikkatimi çeken kalça kemikleri. Gömleğinin birkaç düğmesini açık bırakmış. Işık omuzlarında, tüysüz göğsünde, bedeninin her yerinde. Salonun ortasında parıl parıl parlıyor.

Herkes sessizce bekliyor. Söze başlamasıyla birkaç kadın kıkırdıyor önce. Ardından bütün salonu bir sıcaklık sarıyor. Kıpır kıpır, yerinde duramayan, fısıldayan bir kalabalık var şimdi. Kahkahalara katılmıyorum. Yüzümdeki gevşek bir gülümseme sadece. Selamlaştığımızda yanağıma kondurduğu hafif öpücük aklımda. Şöyle değdi değmedi, nemli bir öpücük. Dudağını aynı noktada belli belirsiz gezdiriyor.

İçeriye doğru ilerliyorum. Bütün sandalyeler dolu. Duvara yaslanıyorum. Gözlerimi kapatıyorum bir an. Sesi kulağımda. Ne dediğini anlamıyorum. Sersemlemiş gibiyim. Aniden adımı söylüyor. Benim adımı. Derin bir uykudan uyanıyorum sanki. Bana bakıyor. Gülümserken ela gözlerini, nerdeyse, göremiyorum. İyice çekilmiş. Şiirimin onu baştan çıkardığını söylüyor. Önünde engel olan arzu, diyor. Yasak olan, reddedilen, ulaşamayacağımız bir yerden parlayan. Tarif edilemez olanı anlattığım konusunda hemfikir olunacağından söz ediyor. Kızarıyorum.

Devam etmek için tıklayın...